Fon kriziyle sarsılan Erdoğan hükümeti ifade özgürlüğüne saldırıyor

Türkiye’de patlak veren ve yaklaşık 500 bin kişiyi ilgilendiren fon krizi skandalının Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya’ya uzanması Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetini sarsıyor. Bu, 2013’te dört bakanın istifasına yol açan ve bizzat Erdoğan’a uzanma işareti veren 17-25 Aralık operasyonundan bu yana en büyük yolsuzluk krizini tetikleyebilir. O operasyon, Ankara’nın NATO müttefikleriyle artan uluslararası gerilimlerin ağırlığı altında, Erdoğan’ın eski müttefiki Fethullah Gülen ile devlet içi hesaplaşmanın bir parçası olarak patlak vermişti.

Kaya kendisinin ve eşinin vurgun yapanlar arasında olduğu iddiaları üzerine “görevden affını isteme” kılıfı altında istifa etmek zorunda kalırken, Erdoğan bu skandala karışan herkesin üzerine gideceklerini ilan ederek kendisinin hiçbir sorumluluğunun olmadığına inanılmasını bekliyor.

AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya (soldan ikinci), 19 Eylül 2026 tarihinde düzenlenen bir törende Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte. [Photo: X / drbetulsayan]

Fon krizi bu ay Pusula ve Tera Portföy şirketlerinin ödemelerini yapamamasıyla patlak verdi. Çok sayıda şirket, hükümetin yarattığı, göz yumduğu ve Kaya örneğinde olduğu üzere doğrudan dahil olduğu koşullar altında, fonlarına dahil ettikleri hisse senetleri üzerinde yaptıkları manipülasyonlarla bir saadet zinciri oluşturmuştu.

Fon kriziyle ilgili operasyonlar sürer ve onlarca kişi tutuklanırken buna sistematik bir sosyal medya sansürü eşlik ediyor. İfade Özgürlüğü Derneği’ne bağlı EngelliWeb’in aktardığına göre, 24 Eylül’de en az 250, 26 Eylül’de en az 80, 28 Eylül’de ise en az 150 X hesabı Türkiye’den erişime kapatıldı. Genel resmi gerekçe “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” oldu. Çoğu durumda herhangi bir mahkeme kararına ve yasal bildirime bile gerek görülmeden yaygınlaşan bu sansür uygulaması, ifade özgürlüğü dahil temel demokratik haklara yönelik açık bir saldırıdır.

Şiddetli bir siyasi krizle karşı karşıya olan Erdoğan hükümeti, aynı anda üzerinde oturduğu toplumsal barut fıçısını polis devleti önlemleriyle bastırmaya çalışıyor. Hükümet yıllardır içeride bir mali oligarşiyi devlet eliyle zenginleştiriyor, askeri harcamaları artırıyor ve bunların bedelini işçi sınıfına ödetmeye çalışıyor. Dışarıda ise burjuvazinin gerici çıkarları ve ittifakları doğrultusunda, Türkiye emperyalist savaşların ve bölgesel çatışmaların girdabına çekiliyor.

Son günlerde sosyal medya hesapları engellenenler arasında Kısa Dalga, Bizim TV yayınları ile gazeteciler Hilmi Hacaloğlu, Alptekin Dursunoğlu ve Razi Canikligil, BirGün gazetesi muhabirleri Meral Danyıldız ve Sarya Toprak, ANKA Haber Ajansı adliye muhabiri Esra Tokat, yatırım ve finans danışmanı Emre Şirin, siyasal iktisatçı İnan Mutlu, akademisyen Prof. Dr. Barış Övgün ve Bağımsız Maden-İş Örgütlenme Uzmanı ve Umut-Sen lideri Başaran Aksu da bulunuyor. İfade Özgürlüğü Derneği kurucularından Yaman Akdeniz’in hesabı da engellendi. Diğer yandan fon krizine ilişkin çok sayıda haber de görünmez kılındı. Ayrıca Umut-Sen’in TikTok ve Kısa Dalga yayınının Instagram hesabının da Türkiye’den erişime engellendiği belirtildi.

Dünyanın ilk trilyoneri Elon Musk, X’in sahibi olarak Türkiye’deki kullanıcıların temel haklarını ortadan kaldırma konusunda Erdoğan hükümeti ile sıkı iş birliği içinde çalışıyor; Türkiye’de uygulanan bu bastırma modeli, bu ülkeyle sınırlı kalmayacaktır. Dünya genelinde aylık 500 milyondan fazla kullanıcısı olan X’in bir oligarkın elinde, kapitalist rejimlerin keyfi sansürüne tabi tutulması, sosyal medya platformlarının işçi denetimde kamulaştırılmasının acil bir gereklilik olduğunun altını çizmektedir.

Türk ve Amerikan hukuku konusunda uzman avukat İlker Atamer’in belirttiği gibi, eğer bir mahkeme kararı söz konusuysa bu kullanıcı adını içeren URL’lere veriliyor. Buna rağmen X, engeli kullanıcı kimliğine uyguluyor. Böylece hakkında hiçbir karar bulunmayan yeni kullanıcı adları da keyfi olarak kapatılıyor. Emre Şirin ile Başaran Aksu’nun yeni hesapları da X tarafından Türkiye’de görünmez kılındı. X'in yanı sıra Instagram ve TikTok'ta da hesaplara erişim engellenmeye başladı. Bu sansür dalgası, 12-13 Eylül’de LGBTİ+ derneklerine, öğrenci gruplarına ve sol yayınlara ve gruplara yönelik operasyonların bir parçası olarak gelişti.

Engellemeler, İstanbul ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılıklarının yürüttüğü soruşturmalar kapsamında getirildi. Hesap sahiplerine hangi paylaşımın “millî güvenliği” tehdit ettiği söylenmedi. Kamuoyuna da henüz resmi bir açıklama yapılmadı. Engellenenlerin tek ortak noktası hükümeti sağdan ya da soldan eleştiriyor olmalarıdır. Hükümet yanlısı herhangi bir hesabın engellendiğine dair açıklama söz konusu değil.

Erdoğan’ın pazartesi günkü konuşmasında “Hiç kimsenin yatırımcıları tedirgin etmeye hakkı yoktur,” demesi, ifade özgürlüğüne yönelik bu son saldırılar ile büyüyen toplumsal hoşnutsuzluğu bastırma çabası arasındaki ilişkiye işaret etmektedir.

YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre, eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Kaya ile eşi İlyas Kaya’nın bu sene başta Özata Denizcilik olmak üzere çeşitli hisselere toplam 163 milyon lira (3,3 milyon dolar) yatırdığını ve 16 Eylül’deki çöküşten 13 kattan fazla kazanarak toplamda 2,17 milyar lira (44,2 milyon dolar) çektiğini iddia etti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı çiftin malvarlıkları için eş ve çocukları da kapsayan tedbir talebinde bulundu.

Ayrıca Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı Osman Çelik’in damadı ve Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun eski kurul üyesi Mustafa Balcı’nın oğlu İskender Balcı’nın, 31 Ağustos’a kadar Özata Denizcilik’in bağımsız yönetim kurulu üyesi olduğu iddia ediliyor. Hakkında gözaltı kararı olan Balcı pazartesi günü teslim oldu.

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel eski ve yeni birçok bakanın isminin fon vurgununa karıştığını iddia ederek Erdoğan’a seslendi: “… asrın dolandırıcılığı, asrın soygunu. Senin bunlardan haberin var mıydı, yok muydu? İki seçenek var. Ya vardı, sen bu tezgahın içindesin, tam başındasın. Ya da yok diyorsan, millet böyle bir tezgah kurmuş, sen bunun farkında değilsin. Varsan görevinden istifa etmelisin. Yoksan yönetme kabiliyetin bitmiş, sandığı artık getirmelisin.”

Özel, hükümete ve kapitalist oligarşiye karşı büyüyen toplumsal öfkeyi kendi seçim gündemine yönlendirmeye çalışıyor. Seçim çağrılarının iflası, AKP’nin neredeyse her hafta seçilmiş bir CHP’li ya da YENİ Partili belediyenin yönetimine el koymasıyla hiç olmadığı kadar açığa çıkmış durumda. Çok sayıda seçilmiş belediye başkanı halen hapiste ya da görevden alındı.

Özel’in politikası, ABD ve Avrupa’daki başlıca gazetelere yazdığı makalelerde belirttiği üzere, emperyalist merkezlere bu patlayıcı toplumsal koşulları partisinin kontrol altına alabileceğini ve daha iyi bir müttefik olacağını vaat etme üzerine kuruludur. YENİ Parti de AKP gibi, ekonominin finansallaşması ve mali vurgun yoluyla servetlerini büyüten aynı mali oligarşinin temsilcisidir. Bu finansallaşma ve mali oligarşinin hakimiyeti, tüm düzen partilerinin bağlı olduğu ve savunduğu küresel emperyalist sistemin bir ürünüdür.

Oligarşi spekülasyon yoluyla milyarlar kazanırken işçi sınıfı yoksullaşıyor; bu servet yapay olarak yaratılmıyor, işçilerin sömürüsünden ve sosyal kazanımlarının geri alınmasıyla elde ediliyor. Bu ay yasalaşan yeni Orta Vadeli Program, hükümetin enflasyonu kontrol altına alma ve mali disiplin adı altında işçi sınıfının ücretlerini bastırmaya ve kaynakları şirketlere ve silahlanmaya aktarmaya devam edeceğini gösteriyor. Ücretler hayat pahalılığı karşısında eriyor. Resmi yıllık enflasyon yüzde 31,51 iken ENAG’a göre gerçek oran yüzde 49,03.

Emekçilerin yaşam koşullarındaki şiddetli gerilemenin trajik sonuçlarından biri 25 Eylül Cuma günü Ankara’da yaşandı. Emekli derneklerinin zam talebiyle Anayasa Mahkemesi önünde düzenlediği eylemde, 60 yaşındaki emekli polis memuru Ali Şekeroğlu yaşamına son verdi.

Şekeroğlu kendini vurduğu sırada elindeki dövizde “Para için değil, onurumuz için” yazıyordu. Eylemde geçinemediğini, gelininin ve damadının işsiz olduğunu, yeni doğan torununa takı bile takamadığını anlatmıştı. Şekeroğlu’nun protestolara yol açan intiharı, milyonlarca emekliyi ve işçiyi dayanılmaz koşullarda yaşamaya ya da ölmeye zorlayan kapitalist kâr sisteme yönelik mahkûm edici bir suçlamadır.

Hükümete uzanan fon krizi ve milyonlarca insanın içine sürüklendiği sosyal ve siyasi felaket, işçilerin karşı karşıya olduğu meselenin mevcut sosyoekonomik ve siyasi sistem altında ve ulusal temelde hiçbir çözümünün olmadığının altını çizmektedir. Bu yüzden işçi sınıfının daha iyi ücretler ve yaşam koşulları ile demokratik haklar uğruna mücadelesi, uluslararası ölçekte mali oligarşiyi mülksüzleştirmek üzere işçi iktidarı ve sosyalizm uğruna mücadeleden ayrılamaz.

Egemen sınıfın her cephede tırmanan saldırısına karşı işçiler ve gençler, işyerlerinde, mahallelerde ve okullarda düzen partilerinden ve sendika bürokrasilerinden bağımsız taban komiteleri inşa ederek bir karşı hücuma hazırlanmalıdır. Bu, işçi sınıfı içinde devrimci bir önderliğin, yani Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin Türkiye şubesi olan Sosyalist Eşitlik Partisi – Dördüncü Enternasyonal’in inşası uğruna mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır.

Loading