Cemil Tugay’ın AKP’ye geçişi: Burjuva siyasetin çürümüşlüğü ve sahte solun iflası

İzmir’in Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) seçilen Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, 7 Ekim Çarşamba günü Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Merkezi’nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın taktığı rozetle iktidar partisine katıldı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 7 Ekim 2026 tarihinde partisine katılan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’a AKP rozeti takıyor. [Photo: AK Party / X]

AKP, 2001’deki kuruluşundan bu yana İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı hiçbir seçimde kazanamamıştı. Şimdi Ege kıyısında, Türkiye’nin üçüncü büyük şehri olan İzmir’in yönetimini seçim dışı yollarla ele geçirmiş oldu. Tugay ile beraber 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde CHP’den seçildikten sonra AKP’ye geçen belediye başkanlarının sayısı otuzu aşmıştır. Bu eşi görülmemiş durum, yalnızca AKP’nin değil ama CHP’nin ve ondan kopan YENİ Parti’nin de milyonlarca seçmenin iradesini kolayca çiğnenebilir gördüğünü ortaya koymaktadır.

Esasen mali oligarşinin tercih ettiği düzen partilerinin yarıştığı son derece antidemokratik seçimlerin bile önemsiz hale getirilmesi, seçme ve seçilme hakkı dahil temel demokratik haklara yönelik saldırıda ve diktatörlük inşasında bir tırmanmayı temsil etmektedir ve işçi sınıfı buna kesinlikle karşı çıkmalıdır.

Bununla birlikte, bu ve önceki transferler, yalnızca bir belediye başkanının ilkesizliği ya da seçmenlerine ihaneti olarak görülemez. Bunlar kesinlikle doğrudur. Ama daha temelde, Tugay ve önceki geçişler, tüm burjuva siyasetin çürümüşlüğünün bir ifadesidir. Burjuva devletin bir parçası olan belediyeler ister AKP’nin ister muhalefet partilerinin yönetiminde olsun, her yere nüfuz eden kapitalist çıkar ve yolsuzluk ilişkileri ağından bağımsız değildir ve işçilerin denetiminden tamamen uzaktır.

Sosyalist Eşitlik Partisi – Dördüncü Enternasyonal, seçilmiş belediye başkanlarının siyasi yargı operasyonlarıyla tutuklanmasına veya iktidar partisine geçmesine, seçme ve seçilme hakkı dahil demokratik hakların savunulması temelinde karşı çıkmakta ve CHP’ye ya da YENİ Parti’ye en ufak bir siyasi destek vermemektedir.

Tugay, 31 Mart 2024 seçimlerinde CHP adayı olarak 1 milyon 292 bin oyla (yüzde 48,97) seçilmişti. Hükümetin CHP üzerinde yargı yoluyla kurduğu baskının bir parçası olarak 21 Mayıs’ta bir mahkeme seçilmiş CHP lideri Özgür Özel’i hukuksuzca görevden aldı ve eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nu göreve geri getirdi. Nihayetinde YENİ Parti’nin kurulmasına yol açan bu yargı darbesinin ardından Tugay 18 Haziran’da CHP’den istifa ederek görevine bağımsız olarak devam edeceğini öne sürdü. Tugay, Ağustos 2025’te AKP’ye geçme ihtimali sorulduğunda “Milyonda bir bile bir olasılık yok. Bunu çok ayıp bulurum” diye yanıt vermişti.

Tugay’ın geçişi, Erdoğan hükümetinin, CHP’nin 2024 yerel seçimlerinde birinci parti olmasının ardından başlattığı sistematik hücumunun bir ürünüdür. Mart 2025’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması kritik bir dönüm noktasıydı. İmamoğlu, tutuklandığı sırada anketlerde Erdoğan’ın önünde görünüyordu. 2024 seçimlerinden sonra İmamoğlu dahil altı il ve 29 ilçe belediye başkanı tutuklandı; sekiz il ve 32 ilçe belediye başkanı görevinden uzaklaştırıldı.

Hükümet yargı operasyonlarını belediyeleri ele geçirmek için bir şantaj aracı olarak kullandı. Birçok örnek arasında; Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu Ağustos 2025’te AKP’ye katıldı. Haziran 2026’da Ankara’da Gölbaşı, Keçiören ve Haymana; ağustos başında İstanbul’da Tuzla, Çekmeköy ve Şile; Tekirdağ’da Çerkezköy; eylülde ise İzmir’de Çiğli ve Foça belediye başkanları AKP’ye geçti. Adalar Belediye Başkanı Ercan Akpolat’ın haziranda gözaltına alınmasının ardından Büyükada’da yapılan kitlesel protestoda CHP Şanlıurfa Milletvekili ve Avukat Mahmut Tanal, WSWS’ye, “CHP’li belediye başkanlarına operasyonlar düzenliyorlar. AKP’ye geçerse ... soruşturma varsa kapanıyor, takipsizlik veriyor,” demiş ve birkaç örnek vermişti.

AKP’ye geçmeyi reddeden CHP’li belediye başkanlarının akıbeti hakkında, tutuklu Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın şu mesajı da açıklayıcıdır: “Siyasi gerekçeyle burada olduğumu biliyorum. Buraya gelmeden önce yapılan teklifleri de kamuoyu da biliyor artık. İsteseydim burada olmazdım.”

Belediye başkanlarının tutuklanmış olduğu yerlerde baskı ve tehdit belediye meclis üyeleri üzerinden ilerletildi. Belediye başkan vekili seçimleri öncesi belediye meclis üyeleri gözaltına alındı; AKP’ye geçen meclis üyeleri ile Kılıçdaroğlu CHP’sinde kalan bazı meclis üyeleri AKP adaylarına oy verdi. İstanbul’da Üsküdar ve Adalar belediyeleri bu yolla AKP’ye geçti.

YENİ Parti Genel Başkanı Özel, AKP’nin İzmir’e bir kayyım atadığını ve bir kuklaya rozet taktığını söyledi. Tugay’dan “hain” olarak söz eden Özel, 2024 seçimlerinde onu kendi belirlemişti.

Özel’in İzmir’i ilk seçimde geri alacaklarını ve kentteki 31 belediyenin tamamını kazanacaklarını söylemesi, seçim odaklı perspektifin iflasını sergilemektedir. YENİ Parti’den seçilecek bu kişilerin de AKP’ye veya başka bir partiye geçmesinin önünde yasal bir engel bulunmuyor. Seçme hakları gasp edilen geniş seçmen kitleleri arasında YENİ Parti’nin bu teslimiyetine de öfke büyüyor.

YENİ Parti’nin kitlesel öfkeyi kontrol altında tutma çabası İzmir’deki protestolara da yansıdı. Cumhuriyet ve Konak meydanları polis barikatları ve TOMA’larla kuşatıldı. YENİ Parti İl Başkanı Çağatay Güç’ün konuşması partisinin perspektifini özetliyordu: Hesaplaşma “sokakta değil, sandıkta” olacaktı. YENİ Parti Lozan Kapısı’na siyah çelenk bırakıp dağılmayı planlarken protestocular polis ablukasını aşarak Basmane’ye yürüdü. Güç’ün protestoyu sona erdirip dağılması çağrısı katılımcıların tepkisine yol açtı.

Stalinist ve sahte sol güçlerin sicili, işçi sınıfı içinde düzen partilerinden bağımsız, gerçekten sosyalist bir alternatifin gelişmesini engellemekte oynadıkları bilinçli siyasi rolü inkâr edilemez şekilde ortaya koymaktadır.

SOL Parti İzmir İl Örgütü, Tugay’ı istifaya çağırdı ve “Bu kent, İzmir sahipsiz değildir” dedi. Oysa SOL Parti 2023’te sığınmacı karşıtı ve NATO yanlısı sağcı bir kampanya yürüten Kılıçdaroğlu’nu desteklemiş ve Kılıçdaroğlu ikinci turda sığınmacı karşıtı söylemini tırmandırdığında da desteğini sürdürmüştü. SOL Parti 2024’te İzmir’de büyükşehir için aday çıkarmayarak Tugay’a örtülü destek verdi. Parti önderlerinden Alper Taş, 2019’da bizzat CHP’nin Beyoğlu belediye başkan adayıydı. Şimdi X’te “burjuva siyasetinde alçalmanın bir sınırı yok” diye yazan Taş, kendisinin ve partisinin burjuva siyasete uyarlanmasına hiç değinmiyor.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) İzmir İl Örgütü’nün yaptığı açıklamada Tugay’ın “oyunu aldığı halkın umuduna bir pusu” kurduğu ve onun “zaten bir işçi düşmanı” olarak bilindiği belirtildi. TİP 2024’te CHP ile anlaşarak İzmir de dahil bu burjuva partisinin kazanmasının kritik olduğu yerlerde aday çıkarmamıştı. Karşılığında CHP, TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ın aday olduğu Gebze’de aday çıkarmayarak onu destekledi.

TİP de 2023 yılında Erdoğan karşısında Kılıçdaroğlu’nun sağcı kampanyasını desteklemişti. Kılıçdaroğlu ikinci tur öncesi Kürt ve sığınmacı karşıtı kampanyasını yükseltir ve aşırı sağcı Zafer Partisi ile protokol yaparken, TİP kendisinin ve “1 milyon seçmeni”nin Kılıçdaroğlu’nun kazanması için kararlılıkla çalışacağını açıklamıştı.

Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) İzmir Örgütü Tugay’ı istifaya çağırdı ve AKP karşısında “en güçlü” adayı destekleyenlerin kendi sorumluluklarını sorgulaması gerektiğini öne sürdü. Ancak bu soru 2023’te Kılıçdaroğlu’nun arkasına dizilen TKP’nin kendisine de yöneltilmelidir. TKP’nin şimdi CHP ve YENİ Parti ile arasına mesafe koymaya çalışması, kimseyi aldatmamalıdır. TKP’nin 2023 seçimlerindeki tavrı bir sapma değil, burjuva partilerle ittifakı savunan Stalinist Halk Cephesi politikası geleneğinin doğal bir sonucuydu.

CHP’nin yerine yeni bir tuzak olarak YENİ Parti pazarlanırken 2023 seçimlerinin derslerinin bugün çok daha keskin biçimde vurgulanması gerekiyor. YENİ Parti, programında ABD-NATO ittifakını açıkça savunmaktadır. Böyle bir parti demokratik hakları savunamaz. Özel batılı gazetelere kitlesel muhalefetin patlamasını ancak partisinin engelleyebileceği konusunda güvenceler verirken, sahte sol bu güçleri “ehven-i şer” veya Erdoğan rejimi karşısında ilerici bir müttefik olarak sunarak işçileri ve gençleri onlara ve burjuva düzene tabi kılmaya çalışmaktadır.

CHP’den AKP’ye transferler ve iflas etmiş sınıf işbirlikçiliği perspektifi, daha temel meseleleri gündeme getirmektedir. Lev Troçki’nin Sürekli Devrim Teorisi’nde açıkladığı üzere, Türkiye gibi geç kapitalist gelişmeye sahip ülkelerde burjuvazi, emperyalizme bağlılığı ve işçi sınıfından duyduğu korku nedeniyle demokratik görevlerini yerine getirmekten acizdir. Demokratik bir rejim kurma, toplumsal eşitliği sağlama ve emperyalizmden bağımsızlığı tesis etme gibi görevler ancak işçi sınıfın, dünya sosyalist devrimi mücadelesinin bir parçası olarak iktidarı almasıyla yerine getirilebilir.

Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin Türkiye şubesi olan Sosyalist Eşitlik Partisi, dünya Troçkist hareketinin Stalinizme ve her türden ulusal-oportünizme karşı mücadelelerinin derslerine ve Sürekli Devrim Teorisi’ne dayanarak işçi sınıfı için gerçekten bağımsız ve devrimci bir siyasi çizgiyi öne sürmektedir. Sosyalist Eşitlik Partisi, emperyalizme göbekten bağlı tüm burjuva partilerine ve onların “sol” uzantısı işlevi gören küçük burjuva eğilimlere karşı uzlaşmaz bir siyasi muhalefet içinde işçi sınıfının devrimci öncüsü olarak inşa edilecektir.

Loading