Trump-Erdoğan görüşmesi: Washington-Ankara savaş ittifakı derinleşiyor

ABD Başkanı Donald Trump, Ankara’daki 36. NATO Zirvesi kapsamında salı günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi. Yüzlerce savaş karşıtının tutuklandığı, gösterilerin yasaklandığı ve başkentin 70 bin dolayında güvenlik personeliyle bir kaleye çevrildiği koşullarda yapılan görüşme, Washington ile Ankara arasındaki ilişkilerin emperyalist savaşın tırmandırılması temelinde ilerletilmesine işaret ediyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 7 Temmuz'da Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald J. Trump ile Ankara'da bir araya geldi. (Photo: X / Republic of Türkiye Directorate of Communications) [Photo: Republic of Türkiye Directorate of Communications]

Cumhurbaşkanı tarafından büyük bir gösterişle ağırlanan Trump, Türkiye ve Erdoğan üzerine övgüler yağdırdı. ABD Başkanı, Türkiye’nin Erdoğan’ın liderliğinde “askerî açıdan çok güçlü bir ülke” haline geldiğini, “harika askerleri” olduğunu ve ikili ilişkilerin “muhtemelen hiç olmadığı kadar iyi” olduğunu söyledi.

Trump, “Türkiye, sadık olacağını düşündüğümüz birçok ülkeden daha sadık davrandı,” diyerek, Erdoğan’dan duyduğu memnuniyetin nedenine işaret etti. Ardından zirveye katılımını Erdoğan’a bağladı: “Açıkçası zirve Türkiye’de, dostum olan çok güçlü bir liderin ülkesinde yapılmasaydı, katılmayabilirdim.”

İran’a karşı saldırı savaşını yönetip medeniyetini yok etmekle tehdit eden ve İsrail’in Gazze’deki soykırımını destekleyen ABD’nin başındaki kişinin bu sözleri, Ankara’nın Ortadoğu ve ötesindeki emperyalist savaş ve paylaşım planlarındaki rolüne yapılan bir övgüdür.

Trump, görüşme öncesinde basına yaptığı açıklamada, Türkiye’ye Aralık 2020’den bu yana uygulanan CAATSA (Amerika’nın Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası) yaptırımlarının kaldırılacağını öne sürdü: “Dostlara yaptırım uygulamak istemiyoruz. Yaptırımları kaldırabileceğimizi söyleyebilirim.” ABD Başkanı, Türkiye’nin çıkarıldığı F-35 programına ilişkin olarak da satışın “kesinlikle değerlendirilecek bir konu” olduğunu belirtti. Bunlara, Türkiye’nin geliştirdiği KAAN savaş uçağında kullanılacak F-110 jet motorlarının satışı eşlik ediyor; Trump, 700 milyon doları aşan değerdeki 80 motorun satışını haziran sonunda Kongre’ye resmen bildirmişti.

Erdoğan ise Trump’a güvenini ilan ederek şunları söyledi: “F-35 konusu bizim için yeni bir konu değil... Sayın Trump her zaman sözünün arkasındadır. Burada yine inşallah F-35 konusunda bu Liderler Zirvesi’nden hayırlı bir karar çıkacağına inanıyorum.”

CAATSA yaptırımları, Washington-Ankara ilişkilerinde on yıl önce zirveye ulaşan gerilim döneminin ürünüydü. ABD’nin Rusya ve İran destekli Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a karşı rejim değişikliği savaşında Kürt milliyetçisi güçleri başlıca vekil gücü olarak silahlandırıp desteklemesi, bunu kendi topraklarına yönelik bir tehdit olarak gören Türk burjuvazisiyle gerilimi tetiklemişti. Aynı anda Ankara’nın, Washington’ın Mısır’daki 2013 darbesi dahil kimi kritik adımlarına muhalefet etmesi ve Moskova ile bağlarını güçlendirmesi, NATO başkentlerinde bardağı giderek taşırarak 15 Temmuz 2016 darbe girişimine zemin hazırladı.

Erdoğan’ın atlatmayı başardığı darbe girişiminin ardından hükümet, Rusya ile ilişkilerini daha da geliştirmeye yöneldi ama emperyalist müttefikleriyle arasını da düzeltmeye çalıştı. Bu yönelimin en somut ifadesi, Rusya’dan S-400 hava savunma sistemlerinin satın alınması oldu. Ayrıca, Erdoğan, doğrudan ABD politikasını hedef alacak şekilde, Suriye’deki Kürt güçlerine karşı birçok asker harekât düzenledi ve ülkenin kuzeybatısını kendi kontrolü altına aldı.

Bunun üzerine Türkiye, kurucu ortakları arasında yer aldığı ve 100 uçak sipariş ettiği F-35 programından Temmuz 2019’da çıkarıldı. Ankara’nın 1,7 milyar dolar ödediği altı F-35A uçağı ABD’deki hangarlarda tutuldu; ilk Trump yönetimi sırasında Kongre, Aralık 2020’de CAATSA’nın 231. maddesine dayanarak yaptırımları devreye soktu.

Bugün yalnızca Trump değil ama Avrupalı güçler de Erdoğan hükümetini kritik bir müttefik olarak görüyor. Onlar, geçtiğimiz on yılda sık sık dile getirdikleri, demokratik haklar konusundaki ikiyüzlü eleştirilerini de rafa kaldırdılar. Ukrayna’da seçimsiz yöneten ve sosyalist Bogdan Syrotiuk başta olmak üzere siyasi muhaliflerini hapislere dolduran Volodimir Zelenskiy rejimini desteklemeleri gibi, Erdoğan’ın sağlamlaştırdığı başkanlık diktatörlüğü ile de ilkesel bir sorunları bulunmuyor. Aksine, onun adımlarını takip ediyorlar.

Darbe girişiminden on yıl sonra hem ABD’nin hem de Avrupalı güçlerin Erdoğan hükümetiyle ilişkilerindeki bu dönüşümün temelinde, emperyalist savaşın küresel ölçekte tırmandırılması yatmaktadır. Ukrayna’da Rusya’ya karşı tırmandırılan NATO savaşı ve Ortadoğu’da İran’a karşı ABD-İsrail saldırısı, NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olan ve Karadeniz ile Akdeniz’i, Avrupa ile Asya’yı birbirine bağlayan Türkiye’nin jeostratejik önemini emperyalist merkezlerin gözünde artırdı. Erdoğan hükümeti de NATO ile Rusya arasında “denge” politikasını giderek terk edip Türkiye’nin savaş gündemindeki rolünün “vazgeçilmez” olduğunu ilan etti.

Türkiye’ye olası F-35 satışı Tel Aviv’de alarm yarattı. Başbakan Binyamin Netanyahu, satışın Ortadoğu’da “güç dengesini yok edeceğini” öne sürdü ve Türkiye’yi “agresif emelleri” olan, “Müslüman Kardeşler ile enfekte olmuş bir rejim” olarak niteledi.

Netanyahu’nun sözleri, bölgesel hegemonya mücadelesinin keskinleştiğinin bir başka ifadesidir. Suriye, Lübnan ve İran dahil Ortadoğu, Doğu Akdeniz ve Kafkasya’ya uzanan Türkiye-İsrail rekabeti ve çatışma riski gerçektir; ancak ABD emperyalizmiyle ittifak halindeki bu iki rejimin hiçbiri ilerici değildir ve her ikisi de kendi egemen sınıflarının gerici çıkarlarının peşinde koşmaktadır.

Anketler, Türkiye nüfusunun yüzde 90’ından fazlasının İran’a karşı savaşa ve ülkedeki ABD üslerine karşı çıktığını gösteriyor. İsrail’in Gazze’deki soykırımına ve daha geniş saldırganlığına da büyük bir muhalefet var.

Trump başta olmak üzere NATO güçlerinin Erdoğan’a verdiği destek, hükümetin siyasi baskısı altında olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) seçilmiş lideri Özgür Özel’in eleştirilerine yol açtı. CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Mart 2025’ten beri hapiste bulunuyor. Ayrıca onlarca CHP’li belediye başkanı tutuklandı ve bir kısmı görevden alındı. CHP’nin Özel liderliğindeki seçilmiş yönetimi de geçtiğimiz ay görevden alındı. Bunlar ne zirve öncesinde ne de zirve sırasında, Özel’in seslendiği NATO liderlerinin gündeminde yer almadı.

Trump’ın ziyaret programından Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ün bulunduğu Anıtkabir ziyaretini çıkarmasına tepki gösteren Özel, “Eğer Amerikan Başkanı çocuklarla karşılanacaksa o çocuklar ellerinde İran’da öldürülen 165 kız çocuğunun resmini tutmalıdır!” dedi.

CHP lideri, “Gazze’de 75 bin insanı katledenlerle bu şekilde yürünemez” diyerek şunları ekledi: “Türkiye’nin bir an önce kurtulmak istediği Trump yönetimine karşı bu teslimiyeti sonuna kadar reddediyoruz. Bundan sonra da bundan önce olduğu gibi tam bağımsız Türkiye'yi savunmaya, her türlü emperyalizme itiraz etmeye, direnmeye devam ediyoruz.”

Ancak Özel’in NATO’ya ilişkin sözleri, “emperyalizme itirazı”nın gerçek sınırlarını göstermektedir. “Böyle bir ev sahipliğini önemsiyoruz. Elbette çok iyi bir ev sahipliği yapılmalıdır,” diyen Özel, “Ama NATO’ya körü körüne bağlı olmayacağız,” diye ekledi. Özel’in itirazı NATO’ya ve emperyalist savaşa değil, Trump’ın ve onun peşinden diğer NATO güçlerinin Erdoğan’ı desteklemesine ve CHP’yi görmezden gelmesinedir.

Nitekim CHP lideri, kısa süre önce Newsweek ve Financial Times’ta yayımlanan yazılarında NATO üyesi emperyalist güçlere seslenerek, kendisinin ve CHP’nin ittifakın çıkarlarını Erdoğan’dan daha iyi ve daha istikrarlı biçimde savunacağını taahhüt etti. Aksi halde Türkiye’de bir toplumsal patlama uyarısında bulunan Özel, bunun sonuçlarının NATO ülkelerine de sıçrayacağını belirtiyordu.

Loading