Bağımsız Maden İşçileri Sendikası (Bağımsız Maden-İş) Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu, tutukluluğunun yedinci gününde, 1 Eylül Salı akşamı saat 17.00 itibarıyla süresiz açlık grevine başladı. Aksu ile sendika Genel Başkanı Gökay Çakır, 26 Ağustos Çarşamba günü, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” gibi asılsız bir suçlamayla tutuklanmıştı.
Başaran Aksu, kendisinin ve Gökay Çakır’ın hukuksuz tutukluluğunu protesto ediyor ve derhal serbest bırakılmalarını talep ediyor. Bu talep, Türkiye’de ve uluslararası ölçekte, madenlerde, fabrikalarda ve işyerlerinde tüm işçiler tarafından sahiplenilmeli ve Aksu ile Çakır derhal serbest bırakılmalıdır.
Aksu, açlık grevini duyurduğu 1 Eylül tarihli mektubunda “Bir işçi sendikasının meşru husumetlisi; patronlar, patron örgütleri, devlet ve siyasi iktidardır. Şayet işçi sendikasının, işçilerin çıkarlarından farklı çıkarlara sahip bu yapıları eleştiremeyecek ve ses çıkaramayacaksa, varlığına da ihtiyaç yoktur,” diyor ve tutuklanmalarının “Holding merkezleri, patron örgütleri ve sarı sendika lobilerinin tertip ve talebiyle” gerçekleştiğini ifade ediyor.
Başaran Aksu mektubunda açlık grevinin nedenini şöyle açıklıyor: “Sıkıntılar içerisindeki işçiler, köylüler, çiftçiler, esnaflar ve küçük üreticilerle birlikte; kardeşlik ve mücadeleyi örerek ve böyle bir düzene mahkûm değiliz diyerek, halkın geleceğine çöken uluslararası tekeller, holdingler ve onların iktidarının halkı yoksullaştırmaya dayalı sömürü çarkının kırılabilmesi için bulunduğum cezaevinde yapabileceğim tek şey olan ve her evdeki açlık tehlikesine işaret etmek, ortak olmak.”
Kardeşini cezaevinde ziyaret eden Reyhan Aksu, Başaran Aksu’nun cezaevine girdiğinden bu yana hiçbir doktor kontrolünden geçirilmediğini ve kendisine vitamin dahi verilmediğini duyurdu. Sağlık sorunlarına rağmen, talepleri karşılanana kadar açlık grevini sürdüreceğini ve aynı koğuştaki iki adli tutuklunun da ona destek olmak için açlık grevine başladığını belirtti.
Çakır ve Aksu, Yıldızlar SSS Holding’e bağlı Eti Gümüş (Elazığ) ve Doruk Madencilik (Eskişehir) işçilerinin ödenmemiş ücret, kıdem tazminatı ve sigorta primi alacakları için Ankara’da sürdürdükleri direnişin son aşamasında gözaltına alınıp tutuklandılar. Tutuklama kararında, şüphelilerin “sendikal konumları” ile “kitleler üzerindeki sevk ve idare yetkinlikleri” gerekçe olarak sayıldı. Aksu ve Gökay gözaltındayken madencilerin taleplerinin kabul edildiği ilan edildi.
Tutuklamalar Türkiye’de ve uluslararası ölçekte tepkiye yol açtı. Bağımsız Maden-İş’in de üyesi olduğu, 133 ülkede 105 milyondan fazla işçiyi temsil ettiğini belirten Dünya Sendikalar Federasyonu (WFTU/DSF), 28 Ağustos’ta yaptığı açıklamada Çakır ile Aksu’nun tutuklamalarını kınadı, en temel sendikal ve demokratik hakların çiğnendiğini belirtti ve iki sendikacının serbest bırakılmasını, örgütlenme ve protesto özgürlüğünün kesintisiz uygulanmasını talep etti.
Madenciler 17 gün boyunca başkentin göbeğinde polis kuşatması altında tutulurken, defalarca gözaltına alınırken, eşleri metro istasyonunda kuşatılırken, ne Türk-İş (1,2 milyon üye) ne de kendini “muhalif” olarak sunan DİSK (260 bin üye) yönetimi kılını kıpırdatmıştı. Tutuklamaların yarattığı toplumsal öfke karşısında DİSK Yönetim Kurulu adına Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu, 27 Ağustos’ta bir açıklama yapmak zorunda kaldı. Ancak bu açıklama, tabandan kendilerine yönelen gelen tepkiyi yatıştırmayı amaçlarken daha da büyüttü.
“Sendikal mücadele suç değildir” başlıklı açıklamada Gökay Çakır’ın, Başaran Aksu’nun ya da Bağımsız Maden-İş’in isimleri bile anılmadı. İşçilerin alacaklarını gasbeden Yıldızlar SSS Holding’in adı geçmiyor. Tutukluluğun bir “cezalandırma ve baskı aracına” dönüştüğünden, gazetecilerin, sanatçıların, belediye başkanlarının ve siyasetçilerin uzun süreli tutukluluğundan söz edilse de iki sendikacının serbest bırakılması talep edilmedi. En önemlisi de 260 bin üyeli DİSK konfederasyonunun yönetimi, tek bir eylem çağrısı yapmadı.
Bu açıklama sosyal medyada hak ettiği şekilde büyük tepki gördü. Ancak buradaki sorun bir “ihmal” ya da üslup hatası değildir. Bu tavır, DİSK ve diğer konfederasyonların nesnel olarak işçi sınıfının yanında değil ama karşısında olduğunun açık bir ifadesidir. Bu sendikal aygıt, devletin ve şirketlerin bir uzantısı konumundadır ve temel işlevi sınıf mücadelesini bastırmaktır. DİSK yönetimi, bağımsız bir işçi hareketinin gelişiminde oynadıkları rolden ve kendilerini teşhir etmelerinden dolayı Bağımsız Maden-İş liderlerine düşmandır.
Tabandaki basınç, konfederasyon merkezinin çizdiği sınırı zorladı. 29 Ağustos’ta DİSK’e bağlı 16 sendika “Gökay Çakır ve Başaran Aksu serbest bırakılsın!” başlıklı ortak bir açıklama yaparak iki sendikacının derhal serbest bırakılmasını ve bütün sindirme uygulamalarına son verilmesini talep etti.
Bunun üzerine Sosyalist Eşitlik Partisi – Dördüncü Enternasyonal, bu açıklamanın önemsiz olmadığını belirterek asıl yapılması gerekeni şöyle ifade etti:

73 bin işçi ve daha geniş bir kitle “işçi sınıfı tutsaklarına özgürlük” talebiyle harekete geçirilmeli; “işçi liderlerinin tutuklanması tüm işçi sınıfına yapılan bir saldırıdır” denilerek işçiler üretimden gelen güçlerini kullanmalı.
Sosyalist Eşitlik Partisi olarak soruyoruz: İmzacı sendikalar bu taleple üyelerini seferber edip işçi sınıfının geri kalan kesimlerini de harekete geçmeye çağıracaklar mı? Biz, Gökay Çakır ile Başaran Aksu’nun tutuklanmasına karşı açıklamamızdaki çağrımızı yineliyoruz: “Her madende, fabrikada ve işyerinde işçiler bu saldırıya, Aksu ile Çakır’ın tutuklanmasına sadece seyirci kalacak olan sendika bürokrasilerinden bağımsız harekete geçerek ve onları savunarak yanıt vermelidir.”
Tutuklamalara karşı yaygın tepki, Bağımsız Maden-İş’in Çakır ile Aksu’nun tutukluluğuna itiraz dilekçesini 300’den fazla avukatın imzasıyla mahkemeye sunmasında da kendini gösterdi. Bunun yanı sıra DİSK’e bağlı Nakliyat-İş Sendikası İstanbul’daki bir ambarda dayanışma eylemi düzenledi; İstanbul, İzmir, Gaziantep ve Artvin Hopa’da da dayanışma eylemleri düzenlendi. Çok sayıda madencinin eşi yayınladıkları videoyla Aksu ile Çakır’a sahip çıktı: “İşçisinin hakkını savunmak suçsa biz de bu suçu savunuyoruz. Başaran Aksu ve Gökay Çakır suçsuzdur, serbest bırakılmalarını istiyoruz.”

Çakır ile Aksu’nun tutuklanması münferit bir olay değildir. Mart ayında BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, Gaziantep’te Sırma Halı işçilerini desteklediği için; Akbelen mücadelesinin önderi Esra Işık protesto hakkını kullandığı için hapsedilmişti. Nisan ayında Başaran Aksu, Işık’ı savunan bir paylaşım gerekçe gösterilerek tutuklanmıştı. Haziranda Özşen Madencilik işçilerine kolluk güçlerinin gözü önünde silahlı saldırı düzenlendi. Temmuzda NATO zirvesi öncesinde Ankara’da fiili olağanüstü hâl ilan edildi ve yüzlerce kişi keyfi olarak gözaltına alındı. Birçoğu tutuklandı.
Artan bu siyasi baskı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin, işçi sınıfının kemer sıkmaya ve sosyal kesintilere karşı artan direnişine yanıtını ifade etmektedir. Yoğunlaşan sınıf mücadelesi, nüfusun ezici çoğunluğunu oluşturan işçilerin çıkarları ile bir avuç kapitalist oligarkın çıkarlarının uzlaşmaz bir çatışma içinde olmasının bir ifadesidir. Aynı süreç —grev hakkının fiilen ortadan kaldırılması, işçi önderlerinin kriminalize edilmesi, savaş bütçeleri ve şirketler için dayatılan kemer sıkma— dünyanın her yerinde yaşanıyor. Sendika bürokrasilerinin ya da kapitalist sistemi savunan düzen partilerinin bu krize işçi sınıfının lehine verebileceği hiçbir yanıt yoktur.
İşçi sınıfı bu krize kendi küresel çözümüyle yanıt vermelidir. Her madende, fabrikada ve işyerinde işçiler, sendika bürokrasilerinden bağımsız taban komiteleri kurmalı; Çakır ile Aksu’nun ve tüm işçi sınıfı tutsaklarının serbest bırakılması talebini bu komiteler aracılığıyla eyleme dökmelidir. İşçi mücadelelerini birbirine bağlayacak olan bu komiteler, Taban Komitelerinin Uluslararası İşçi İttifakı (TK-Uİİ) çatısı altında uluslararası ölçekte birleştirilmelidir.
