Soma İmbat madeninde göçük: Beş madenci daha kâr için ölüme gönderildi

1 Ekim 2026 tarihinde Manisa’nın Soma ilçesinde, İmbat Madencilik şirketine ait bir yeraltı kömür madeninde meydana gelen göçükte hayatını kaybeden beş madenci. [Photo: X / sendikaumut_ [Umut-Sen]]

Manisa’nın Soma ilçesinde İmbat Madencilik’e ait yeraltı kömür ocağında 1 Ekim’de meydana gelen göçükte beş madenci hayatını kaybetti, iki madenci yaralı olarak kurtarıldı.

Hayatını kaybeden tüm işçiler; Ramazan İnce (26), Halit Ersay (37), Kerim Ören (37), Ömer Karakaya (34) ve İsa Olcay (49), Bağımsız Maden İşçileri Sendikası (Bağımsız Maden İş) üyesiydi. Emekli olduğu halde geçinemediği için madene dönen İsa Olcay, oğlu ile aynı madende çalışıyordu. İşçiler için kitlesel yürüyüşler ve cenaze törenleri düzenlendi. Madenci ölümleri İstanbul ve Ankara dahil birçok ilde protesto edilirken İstanbul’da polis protestocuları işkenceyle gözaltına aldı.

Loading Tweet ...
Tweet not loading? See it directly on Twitter

301 madencinin can verdiği 2014 katliamının yaşandığı havzadaki bu yeni felaket ne bir “kaza” ne de bir “kader”dir. Bu ölümler, tehlikeli koşullarda üretim baskısının, göstermelik denetimlerin ve kârın insan hayatının önüne konduğu kâr sisteminin bir sonucudur.

Madenciler ve aileleri, tüm sorumluların hesap vermesi için şirkete, devlete ya da onlarla iş birliği halindeki Türkiye Maden İşçileri Sendikası bürokrasisine güvenemez. Madencilerin, kendi seçtikleri taban komiteleri aracılığıyla ve güvendikleri uzmanların desteğiyle bağımsız bir işçi soruşturması başlatması ve işçi sınıfının en geniş kesimlerinin desteğini harekete geçirmeye çalışması acil bir gerekliliktir. Bulgular kamuoyuna açıklanmalı, madenciler tehlike gördükleri yerde çalışmayı durdurma hakkını kendi komiteleri aracılığıyla kullanmalıdır.

Taban sendikası Bağımsız Maden-İş’in göçükten kurtulan madenciler, teknikerler ve mühendislerle oluşturduğu Değerlendirme Kurulu bu yönde bir adımı temsil etmektedir. Kurula göre göçük, henüz üretime geçmemiş Doğu-5 panosunun hazırlık bacasında meydana geldi. Yangın nedeniyle kapalı olan Doğu-3’ün yerine Doğu-5’i bir an önce üretime sokmak isteyen şirket, ekipmanları monorayla taşımak için tünelin tabanını kazdırdı. Tahkimat direklerinin altları boşaltıldı, direkler tabana yeterince gömülmedi ve orta direklerde uygun kelepçeler kullanılmadı. Açıklamaya göre, ayakların tehlikeli olduğu göçükten üç gün önce biliniyordu.

Göçük anında madende bulunan bir işçi soL Haber’e, 18’er tonluk olukların monoraylarla geçirildiği sırada kasaların çöktüğünü anlatarak “Bu bir ihmaldir, bu bir cinayettir,” dedi. Eski bir İmbat işçisi ise resmi denetimlerin şirkete haftalar önceden haber verildiğini, böylece riskli bölgelerin brandalarla kapatıldığını ve müfettişler gidince çalışmanın yeniden başladığını aktardı.

Bağımsız Maden-İş, ocağın göçükten iki gün önce denetlendiğini ve ardından daha önce kapatılmış bir panonun yeniden açıldığını belirtti. Genel müdür dahil dokuz şirket yetkilisi gözaltına alındı. Ancak geçmiş örnekler, bu tür gözaltıların kamuoyunun ilk tepkisini yatıştırmak için yapıldığını göstermektedir. Açıklamada belirtildiği gibi, “Asla etkin bir devlet denetimi yoktur. Asla patronlar yargı tarafından cezalandırılmaz. Denetim adeta holdinglerin kontrolündedir.”

Yaklaşık 4.200 işçisiyle Türkiye’nin en büyük özel maden işletmelerinden biri olan İmbat madeni, yükselişini Türkiye Kömür İşletmeleri’nin (TKİ) Soma-Eynez sahasını rödovansla devralmasına borçludur. Soma B Termik Santrali’nin TKİ’ye borcunu ödeyememesiyle kömür alımlarının durması üzerine şirket, 2025’i zararla kapattığını açıkladı. Bu tablo, maaşların bir buçuk yılı aşkın süredir düzensiz ödenmesine bahane yapıldı. Oysa Evrensel’in belirttiğine göre son üç yıldır Türkiye’nin en büyük 500 sanayi kuruluşu arasında yer alan şirket, 2024’te yaklaşık 650 milyon lira kâr etmiş ve çeşitli muafiyetler sayesinde hiç vergi vermemişti.

Basındaki haberlere göre daha önce İmbat Madencilik ocaklarında 2014’ten bu yana en az dokuz madenci hayatını kaybetmişti; bunların üçü Nisan 2020’deki bir göçükte öldü. O dönem çalışan bir madenciye göre iş güvenliği uzmanının uyarısına rağmen çalışma durdurulmamış, sorumlu tutulan kişi kısa bir hapis süresinin ardından vardiya amirliğine yükseltilmişti.

Bu ölümler, Türkiye’de artan iş cinayetlerinin bir parçasıdır. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi’nin son raporuna göre yalnızca ağustos ayında en az 226 işçi, 2026’nın ilk sekiz ayında ise en az 1.509 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. İSİG Meclisi, 15 yıldır ilk kez dört ay üst üste 200’ün üzerinde ölüm kaydettiğini belirtiyor.

2014 yılındaki Soma katliamından bu yana Ermenek’te 18, Şirvan’da 16, Amasra’da 43 ve İliç’te 9 madenci öldü. Soma davası, bu felaketlerin neden durmadığını gösteriyor: 51 sanıktan 37’si beraat etti, şirketin yönetim kurulu başkanı Can Gürkan 2019’da tahliye edildi, 2021’den bu yana cezaevinde tek sanık kalmadı ve hiçbir üst düzey yetkili ceza almadı. Madenci ailelerinin avukatları Can Atalay ve Selçuk Kozağaçlı ise çeşitli siyasi davalardan halen hapsediliyor. Bu cezasızlık, şirketleri işçilerin güvenliğinin ve canlarının hiçe sayıldığı çalışma koşullarını dayatmaya teşvik ediyor.

Tahkimat, havalandırma ve güvenli çalışma temposu şirketler için birer maliyet kalemi olarak görülüyor. Madenleri özelleştirme ve rödovansla sermayeye devreden devlet, hayati denetimleri göstermelik olarak yapıyor, şirketin uzantısı olarak çalışan “yetkili” sendikal aygıt ise sessiz kalarak önlenebilir kazalara ve ölümlere suç ortaklığı yapıyor.

Madenlerdeki kıyım uluslararası bir olgudur. Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin mayısta belirttiği gibi madencilik, küresel işgücünün yüzde 1’ini oluşturmasına karşın ölümlü iş kazalarının yüzde 8’inden fazlasına sahne oluyor. Bu yıl Çin’in Şanşi eyaletindeki bir kömür madeninde 82, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki Rubaya madenlerinde 600’den fazla işçi öldü.

Bununla birlikte, madenlerdeki bu tehlikeli koşullara ve ödenmeyen ücretlere karşı taban bir hareket gelişiyor. Martta Polyak madencileri barikatı yıkarak madene el koydu; nisanda Doruk Madencilik işçilerinin alacakları için Eskişehir’den Ankara’ya yürüyüşü madencilerin mücadelesini ülke gündemine yerleştirdi; ağustosta Eti Gümüş ve Doruk madencileri eylem yasağına ve gözaltı dalgalarına rağmen direndi.

İşçilerin tehlikeli koşullarda çalışmaya zorlanmaları ve ölmeleri, kapitalist sistemin iflasına tanıklık etmektedir. Günümüzün muazzam bilimsel ve teknolojik gelişme seviyesi, üretim ve tedarik zincirlerinin dünya çapında, işçi sınıfının demokratik denetimi altında, hiçbir işçinin güvenliğini riske atmadan düzenlenmesine olanak sağlamaktadır. İş cinayetlerinin son bulması için köhne kapitalist kâr ve ulus devlet sistemi yerini bir dünya sosyalist toplumuna bırakmalıdır.

Loading