NATO ile Ukrayna’nın Rusya’ya karşı savaşı tırmanırken Karadeniz’de gemilere İHA saldırıları artıyor

3 Ağustos 2026 tarihinde, Karadeniz’de Rusya’dan Türkiye’ye doğru seyrederken vurulan sivil ticaret gemisi Nadezhda. [Photo: denizcilikgm / X]

Pazartesi günü bir Türk şirketine ait olan Nadezhda adlı Ro-Ro gemisi ile Yaşar isimli bir başka sivil ticari gemi Rusya’nın Novorossisk limanı açıklarında saldırıya uğradı.

Türkiye’den Rusya’ya taze meyve-sebze taşıdığı belirtilen Nadezhda gemisi Samsun’a dönüyordu ve 13’ü Türkiye vatandaşı olmak üzere toplam 22 mürettebatının bulunduğu bildirildi. Mürettebatın Novorossisk limanına tahliye edildiği ve üçü ağır olmak üzere çok sayıda mürettebatın yaralı olduğu belirtildi. Gemi kaptanı Yalçın Şahin, saldırının Ukrayna tarafından düzenlendiğini ve 6-7 tane insansız hava aracının kullanıldığını söyledi.

22 Temmuz’da da kömür yükü ile Rusya’nın Taman limanından ayrılan ve uluslararası sularda vurulan Reyhan Sarı isimli gemideki 22 Türk mürettebattan ikisi yaralanmış; makine dairesindeki Savaş Çakar ölmüştü.

Ukrayna’nın NATO desteği ve istihbaratıyla hem Rusya içlerine yönelik hem de uluslararası sulardaki saldırıları limanlar, gemiler, rafineriler gibi sivil ve ekonomik altyapıyı hedef alıyor. Özellikle Karadeniz’deki deniz ticareti son tırmanmanın merkezi hedeflerinden biri durumunda ve başta Türkiye olmak üzere diğer tarafları etkisi altına alıyor.

Rusya da Ukrayna saldırılarına Odesa ve Nikolayev limanlarını ve Karadeniz’deki Ukrayna gemilerini vurarak cevap veriyor. Rusya Savunma Bakanlığı, 3 Ağustos’ta Karadeniz’de Ukrayna ordusuna malzeme taşıdığını öne sürdüğü iki kuru yük gemisini ve Nikolayev limanında yük boşaltan iki gemiyi daha vurduğunu açıkladı. Karadeniz’deki bu saldırılar deniz ticaretini ciddi ölçüde aksatıyor.

Sputnik’in aktardığına göre Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andrey Pışnıy Facebook’ta şunlar belirtti: Özellikle reel sektör işletmeleri üzerinde deniz lojistiğindeki sınırlamalar çok belirgin şekilde hissediliyor. Bu nedenle ürün ihracatı ciddi biçimde gecikiyor ya da geçici olarak durduruluyor.

Karadeniz’de artan saldırıların ardından Türkiye Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada “Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın, tüm uyarılarımıza rağmen sivil gemileri de etkileyen şekilde Karadeniz’de giderek yayılmasından ciddi endişe” duyulduğu belirtildi.

Bakanlık, “savaşan taraflar başta olmak üzere, ilgili tüm aktörlere Karadeniz’de seyrüsefer emniyetinin sağlanması için somut tedbirlerin ivedilikle hayata geçirilmesi yönündeki çağrımızı yineliyoruz,” diye ekledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan rejiminin Türk gemilerini ve denizcilerini hedef alan Ukrayna saldırılarına karşı tavrı, NATO’nun Rusya’ya karşı savaşına artan entegrasyonunun bir parçası olarak, görmezden gelme şeklindedir.

Ankara Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı istila etmesinin ardından her iki ülkeyle de ticari ve siyasi bağlarını koruyarak bir denge siyaseti izledi. Bu politika, Türkiye’nin Rusya’dan kritik petrol ve doğal gaz akışını garanti ediyor, ihracat ve turizm başta olmak üzere ekonomik faaliyetinin zarar görmesini engelliyordu. Rusya’ya yönelik yaptırımlara katılma, zaten istikrarsız olan ve krizlerle boğuşan Türkiye ekonomisi için büyük bir darbe olabilirdi. Ankara diğer yandan Ukrayna ile savunma ve askeri iş birliğini geliştirdi. Ancak özellikle Avrupalı NATO güçleri tarafından Rusya’ya karşı savaşın yeniden tırmandırılması, Türkiye’nin bu siyasetinin altını oyarken onu tarafını açıkça seçmeye zorluyor.

Ukrayna ile Rusya Türkiye’nin kuzeyindeki Karadeniz komşularıyken, ABD-İsrail’in saldırısı altındaki İran, ülkenin doğu sınırında bulunuyor. Ukrayna’nın Hazar Denizi’nde İran’a ait bir gemiye düzenlediği saldırıda görüldüğü üzere bu cepheler birleşme potansiyeli taşıyor ve Türkiye bu cephelerin kesişme noktasında yer alıyor.

Erdoğan hükümetinin buna yanıtı, ABD ve Avrupalı emperyalist müttefikleriyle bağlarını sıkılaştırmak ve daha etkin bir rol üstelenmeye çalışmaktır. Erdoğan geçtiğimiz ay Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi sırasında sadece ev sahibi olarak değil Avrupa NATO’sundaki en büyük kara ordusunun ve hızla genişleyen bir silah sanayisinin lideri olarak poz vermiş; ABD, NATO ve Avrupa Birliği’nin savaş gündeminde Türk ordusunun vazgeçilmez rolünü vurgulamıştı. Zirve sonrası Ankara bu rolü üstlenmede kararlılığını Kızıldeniz’den Baltık’a kadar artan askeri yığınağın parçası olma istekliliğiyle de göstermeye başladı.

NATO’nun Rusya’ya karşı savaşının tırmandırılmasının bir parçası olarak Britanya ve Fransa öncülüğünde “Gönüllüler Koalisyonu” kurulurken, Avrupa güçleri yeniden silahlanarak ve zorunlu askerliği geri getirmeye hazırlanarak doğrudan savaşa hazırlanıyorlar. Ankara “Gönüllüler Koalisyonu”nun İstanbul’da Rusya’ya karşı bir deniz karargâhı kurmasına olanak sağladı.

Türkiye ağustostan kasıma kadar Estonya’daki Ämari Hava Üssü’ne beş F-16 savaş uçağı ve 76 personel konuşlandırdı. Diyarbakır’daki 8’inci Ana Jet Üs Komutanlığı’na bağlı 181’inci Filo’dan çekilen birlik, NATO’nun Baltık Hava Polisliği görevini yerine getirecek. Millî Savunma Bakanlığı X’te yaptığı açıklamada, Rusya’yı hedef alan bu konuşlandırma için, “Türk Hava Kuvvetleri, NATO hava sahasını koruma ve ortak savunma kararlılığına güçlü katkısını sürdürmeye devam ediyor,” dedi.

Bu arada ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü saldırı savaşı, altıncı ayında bölgenin tamamını içine çeken bir yangına dönüşüyor. Geçtiğimiz hafta ABD ve Suudi Arabistan, Irak’ta resmi olarak devlet güvenlik güçlerine entegre edilmiş olan Halk Seferberlik Güçleri’ne (Haşdi Şabi) karşı ortak hava saldırıları düzenledi.

Diğer yandan 20 Temmuz’da Yemen’de başkenti ve önemli liman şehirlerini ellerinde tutan Husiler, Sana Uluslararası Havalimanı’na yönelik saldırıların ardından Suudi Arabistan’a karşı Kızıldeniz’de abluka ilan ettiler. Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanmasıyla petrol ihracatını Kızıldeniz’e kaydırmış olan Riyad 28 Temmuz’da, davet edilen 51 ülkeden 43’ünün katıldığı toplantıda “Çok Uluslu Deniz Savunma İttifakı” önerisi yaptı. Aralarında Türkiye, Pakistan, Mısır, Sudan ve Cibuti’nin de bulunduğu 14 devlet, merkezi Riyad’da olacak bu koalisyon önerisini desteklediğini duyurdu.

Türkiye, doğu komşusuna karşı saldırının yayılmasının olası sonuçlarından duyduğu kaygılara karşın, ABD’nin İran’a ve müttefiklerine karşı savaşında da aktif rol alma isteği gösteriyor. İran’a karşı saldırıyı bir “İsrail savaşı” olarak resmeden Erdoğan, “dostu” Trump’ı ve ABD’yi kınamaktan özellikle geri durdu. Bunun yerine Ankara, meşru müdafaa hakkını kullanan İran’ı kınadı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney dahil önderliğinin bir kısmını yok eden ilk saldırı dalgasının bir “fırsat” yarattığını öne sürerek İran rejimine direnmeden teslim olmayı tavsiye etmişti.

Erdoğan hükümeti daha önce Suriye’ye, Libya’ya ve Azerbaycan-Ermenistan savaşına müdahale etmiş, askeri erişimini Afrika’ya genişletmişti. Şimdi Türkiye Kızıldeniz’de bir deniz koalisyonuna katılmaya hazırlanıyor, Baltık’ta ve Karadeniz’de bir NATO unsuru olarak varlık gösteriyor. Bunlar bölgesel bir gücün derinleşen emperyalist savaşa verdiği gerici yanıtlardır. İleriye giden tek yol, işçi sınıfı içinde emperyalizme ve onun tüm savunucularına karşı uluslararası, sosyalist bir savaş karşıtı hareket inşa etmekten geçmektedir.

Loading